➰ Hatay Medeniyetler Şehri 🖤

Hatay

Çok merak ettiğimiz ama ne dense bir türlü gidemediğimiz Hatay’a sonunda kavuştuk. Eski şehir, Asi nehri ile Habibi Neccar Dağı arasına kurulmuş. Bu bölgede, hala tarihi yapıları ve bozulmadan kalmış sokakları bulmak mümkün. Asi nehrinin karşı kıyısı, yeni yerleşimler tarafından istila edilmiş durumda. Şehre geldiğimiz ilk iki gün, park edecek yer bulamadığımız için bu yeni kısımda kaldık ama tarihi bölgeye ulaşmak çok zor oldu. Hatay pek te karavancı dostu bir şehir değil (ama insanlar dost canlısı olunca, bir çözüm üretiyorlar). Uzun çarşı, Kurtuluş caddesi ve çevresi, karış karış gezmeniz gereken yerlerden. Bazı yapılar restore edilerek, çok güzel küçük oteller haline getirilmiş.

 

Uzun çarşı girişi. Burası tek bir sokak değil, çok büyük bir alanı kaplıyor, farklı bölümleri var. Gez gez bitmiyor.

 

 

 

Bazı eski binalar güzelce restore edilmiş. Ortadaki binayı kastediyorum. Sağ ve sol taraflar ucube.

 

 

Etrafında saçma sapan yapılar olmadan eski binaları kadraja alamayınca, kapıları çekmeye başladım.

 

 

 

 

 

 

 

Valilik binası.

 

 

 

 

 

Bazı evleri yıkılmasın diye korumaya almışlar. Hem de insanlar için tehlike oluşturmuyor.

 

 

Adalı konağı.

 

 

 

Habib-i Neccar Cami

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İlla bir köşeden modern bir hilkat garibesi kadraja girecek. Yakında sadece kapı tokmağı çekeceğim her halde.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Küçük kemerli kapı, Hatay Tabibler Odası’nın girişi.

 

Kiliseler, pandemi nedeniyle ziyaretçilere kapalı.

 

 

 

 

Atatürk parkı.

 

 

Asi Nehri.

 

 

Hatay’da kar yağışına yakalandık. Bu sene kış bir garip geçiyor.

 

Pafi bu işten hiç hoşlanmadı.

 

Dışarı çıkamayınca, karavanın içi bu hale geliyor.

 

Kar yağışından bir gün sonra. Tepeler hala karlı ama şehirde yok.

 

Hatay Şehir Müzesi, Hatay Devlet Meclisi.

 

Hatay Devletinin ilk ve son Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen (1892-1980).

 

Atatürk işlemeli baston.

 

 

 

 

 

 

 

 

Hatay Aromatik Bitkiler Müzesi.

 

 

 

Bölgede toplanan bütün aromatik bitkilerin numuneleri müzede var.

 

Pandemiden önce bazı bitki çaylarının satıldığı bir kafe varmış.Ama şimdi kapalı. Belki siz gittiğinizde tekrar faaliyete geçmiş olur.

 

 

Yüzlerce bitkinin fotoğraflarının bulunduğu panolar var. Ama siz yine de bu panodan görüp bilmediğiniz bir bitkiyi içmeyin :)

 

Bu bölge yeme, içme içinde çok farklı alternatifler sunuyor. Eğer et seviyorsanız kasaplarda hazırlatacağınız tepsi veya kağıt kebabını en yakın fırında pişirterek yiyebilirsiniz (kasaplar sizin adınıza fırına gönderiyorda). Fırın ve kasabın iç içe olduğu, masaya servis yapan yerlerde var. Biz pandemi nedeniyle kapalı yerlerde oturmadık. Sabah fırınlardan Hatay simidi, kaytaz böreği, katıklı ekmek alıp deneyin. Hatay simidinin yanında, küçük bir külahta kimyon ve tuz karışımı veriyorlar, ayranla birlikte yiyorsunuz. Katıklı ekmek ise lahmacun gibi açılmış, üstüne acılı salça veya peynir konulmuş hamur işleri. En iyisi, Hatay yemeklerini yapan bir işletme bulup, acılı, yoğurtlu bütün lezzetleri denemeniz. Tatlı sevenler için öneriler :) künefe, kömbe (içi boş, cevizli, antep fıstıklı ve hurma dolgulu 4 çeşidi var). Mersin de kerebiç yemediyseniz, burada denemenizde yarar var. Biz tatlı sevmeyiz ama yinede ufak porsiyonlar alıp paylaşarak denedik. Kurtuluş caddesinde Tarihi Affan kahvesinde süvari kahvesi içip, haytalı yiyin.

 

 

Hatay simidi. Tabağın içine sığmıyor. Tadını sevdik, giderseniz deneyin.

 

Hatay Unesco Evinde Hatay’a özgü bazı lezzetleri tattık. Yemeklerin tadına önce çatalın ucu ile bakın bazılarının acısı fazla gelebilir.

 

Kağıt veya tepsi kebabı harcı. Biz kağıtta pişirttik. Kaç gram istiyorsanız söylüyorsunuz. İçi hazırlayıp, fırına gönderiyorlar.

 

 

 

 

 

 

Samandağ biberine dikkat. Nerdeyse alev alacak kadar acı.

 

Affan kahvesi. Arka tarafta kış bahçesi var.

 

 

Alüminyumdan yapılmış, değişik tasarımlı kaşıklar. Süvari kahvesi de çay bardağında geliyor.

 

Adamlar duvara açıklamayı yazmışlar. Bu aynı bici bici diyerek gerginlik çıkartmayın, tamam Hatay hoşgörü şehri ama bununda bir sınırı var :)

Eski bölgeyi gezmeyi bitirdiğinizde ise, dünyanın ilk mağara kilisesi olarak kabul edilen, Saint Pierre (Aziz Petrus) kilisesini ziyaret edin. Kilisenin 600-700 metre uzağında bulunan, Cehennem kayıkçısı da görülmesi gereken bir nokta. Kiliseden baktığınızda aşağıda gördüğünüz, sanki konteynerlerin üst üste konması ile yapılmış lego benzeri yapı ise Müze Otel. Otel inşaatı sırasında zeminden çıkan mozaikler açıkta bırakılarak, direkler üzerinde otel inşaa edilmiş. Otelden bağımsız girişi olan (müze kart geçerli) bu alan, tarihi eserlerin korunması ve sergilenmesi için çok güzel bir örnek. Hatay’da neredeyse 10 gün kaldık. Eski sokakları dolaşmak, uzun çarşıda volta atmak çok keyifliydi.

Saint Pierre Kilisesi.

 

 

 

 

Kilsenin içinde bazı mozaikler var ama çok hırpalanmış.

 

 

 

 

Kilise, bir mağaranın önüne duvar örülerek yapılmış.

 

 

 

 

 

Saint Pierre’den gün batımı

 

 

Güneş panellerini kontrol ediyoruz.

 

Kharon (cehennem kayıkçısı) Kharon kabarması, başı bir örtü ile kapatılmış, 4 metreye 1.5 metre boyutlarında kabarma bir insan portresidir. Bu kabartma Helenistik dönemde imparator Antiochus IV Epiphanes (m.Ö. 2.yy) zamanından günümüze kalan dev bir büsttür.Antakya da birçok insanın ölümüne neden olan veba salgını sırasında yapılmıştır. Bu dönemde toplumlara etkili olan kâhinlere danışılmış,Leios adında bir kahinin tavsiyesi üzerine de, kente yukarıdan bakan, dağ üzerinde kenti hastalıklardan koruyacak böyle bir maske kabarmanın yapılması kararlaştırılmıştır. Veba salgının durması ile birlikte Mitolojide Cehennem Kayıkçısı olarak bilinen kaya kabartması tamamlanadan yarım bırakılmıştır. Bunun dışında başka hikayelerde var ama ben bunu sevdim. Giderseniz kilisenin çevresinde bu hikayeleri size anlatacak çocuklar var. Onları dinlemek keyifli oluyor .

 

 

Kharon’un manzarası. Büyük düz alan, tur otobüsleri için park yeri.

 

Müze otel.

 

Otel, kazıklar üzerinde havada duruyor. Altında ise mozaikler.

 

 

Müze Kültür Bakanlığına bağlı. Müze kart geçiyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gece müze kapalı ama otelin kafesi, dışardan gelen ziyaretçilere açık. Mozaikleri seyrederek kahvenizi yudumlayabilirsiniz. Ama evcil hayvan kabul edilmediği için biz nöbetleşe gelmek zorunda kaldık.

 

Gece oturduğunuzda manzaranız bu.

 

 

Hatay’dan sonra Samandağ’a giderek Titus Tünelini, Beşikli Mağarayı ve Musa Ağacını’da gördük. Titus Tüneli M.Ö. 69-81 yılları arasında kayalar oyularak yapılan ve yapılış amacı, şehre gelen sel sularının yönünü değiştirmek olan tarihi bir yapı. Beşikli Mağara ise Seleucica Pierra kentinin mezarlık alandaki önemli bir mağara mezar. Musa Ağacı ise Hz. Hızır ile Hz. Musa’nın birlikte bu noktaya geldikleri ve Hz. Musa’nın su içmek için elindeki asayı sapladığında, yeşermesinden oluştuğuna inanılan, büyük bir Çınar ağacı (ağacın yaşı ve Hz. Musa’nın yaşı ile ilgili polemiklere girmeyin). Samandağ’a gelirseniz buraları ziyaret edin. İstersenizTitus Tünelinin yakınlarındaki Çevlik limanında balık ekmek yiyebilir, balık sevmiyorsanız da Musa Ağacının gölgesinde çay içip, oradaki alternatifleri değerlendirebilirsiniz.

 

Titus tüneli.

 

Tünel kayalara oyularak yapılmış. Amacı, şehre ve limana gelen sel sularının yönünü değiştirmek.

 

 

 

Tünelin açık kısmında karşıya geçişi sağlamak için köprü var.

 

 

 

 

 

 

Titus tünelinin aşağı kısmı, Çevlik sahili

 

Rüzgar, fırtına, sahilde kalamadık.

 

Tepeden Samandağ

 

Beşikli mağarası. Mağara içinde 12 mezar varmış (saymadım)

 

 

 

 

 

 

 

Musa ağacı ve Musa’yı aynı karede yakaladık. Bu güzelliği de unutmayın.

 

 

 

 

Kazlar Pafi’ye çok kızdı :)

 

 

 

Yazıyı buraya kadar okuyup, bu insanlar Hatay’a kadar gelip, dünyanın en büyük Mozaik Müzesine gitmemişler mi diyenlere, gittik :)

Bir sonraki yazımızda.

Sevgiler…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir